06 11 2013

MOTORSİKLET KAZASINDA HASTA OLAN AMBULANSMIŞ MEĞER

Tarih 29 ekim,Yer; savaştepe,olay  trafik kazası,şok durumlar;lastiği patlak ambulans, henüz 10 ve 11 yaşlarındaki iki çocuğunmotosiklet kullanmasıve motosiklete çarpan aracın olay yerinden kaçması…   Geçtiğimiz günlerde yaşanan trafik kazasından etkilenen bir çok insanın varolduğunu biliyoruz…Haberi okuduğumda; olayın ne tarafından tutsam da doğru bir yerini bulsam diye aradım aradım ama bu beni biraz yordu açıkçası. Günlerdir yazmayı planladığım yazıyı bu gece sakin kafayla yazmaya karar verdim.Ne kadar da dramatik ve tüyler ürpertici bir olay…On ve on bir yaşındaki iki çocuğun motosiklet sevdası, neredeyse uçuruma sürükleyecekti kendilerini… Merak ediyorum; kimsenin çıkıp da ‘yavrum senin yaşın bu aracı kullanmaya müsait değil’ demeye dili varmadı mı, ‘senin başka şeylerle ilgilenmen gerekiyor’ diyemedi mi, dinlemeseler bile biraz sert çıkıp o iki yavru engellenemedi mi anlamıyorum. Ya da cocuklar motoru gizliden alsalar bile bu araç, alınana kadar iki tane çocuga sahip çıkılamadı mı, bağışlayın sormadan edemiyorum bu soruları… Hadi bindiler ve kullanmaya devam ettiler de; çarpıştıkları aracın sahibi kişi, koskoca elli bir yaşında adamken; küçücük bir ilçede ne niyetle olay mahallinden kaçabiliyor. Kaçıyor; çünkü adamda cesaret var ama VİCDAN yok… Ona da tamam dedik ve ardından çağırılan ambulansın lastiğinin sağlam olmaması? Bunu kim açıklayacak… Kimin aklına hayaline sığabiliyor bu gerçek olmaması gereken ACI GERÇEK… Diyorlar ki; ‘lastiğin patlak olduğunu anlayan sağlık memurlarını, polisler ekip arabalarıyla olay yerine götürdüler, çok uğraş verdiler, çok koşturdular’ vs… Böy... Devamı

06 11 2013

Vaktiyle Benden Şimdiye…

06.11.2013    Sevgili Gece.... Evet! Tam da yıllar sonra bugün ; acı kokulu değil artık gecelerim… Yalnızlık terketti  limanımı. Korkmuyorum camdan dışarıya bakmatan… Baktığım yerlerin hiç biri; siyah beyaz değil. İşitebiliyorum kulaklarımın kıyısında danseden kuşların seslerini… görebiliyorum çiçeklerin renklerini ve çekebiliyorum içime olan gücümle ve cesaretimle o muhteşem havayı…   Duvarlar gelmiyor üzerime. Şiirler umudunu yitiren bir elin; kırık kaleminden değil, mutlu bir kadının mutluluktan ayyuka çıkan duygularıyla akıyor bembeyaz sayfalara. Gözyaşları batmıyor şakaklarıma ve sürünmüyorum sabahlara kadar tek başıma…   Korkmuyorum karanlıktan. Titremekten ve nefes almaktan.   Geriye baktığımda; aslında hep beklediğim senaryonun köşesinde dansetmiş kıvranışlarım. Bir gün gelecek hayalini kurduğum kahramanın; Gel de ne zaman gelirsen gel cümleleriyle sırtını sıvazladığımı hatırlıyorum dün gibi…   Yosun tutmuş hayatın, inişleri ve çıkışlarında; ayağıma takılanları bir bir temizlerken biraz halsiz kalıyordum ara sıra. Ama biliyordum geleceğini ve inanıyordum yürekten…   İyi ki geldin sevgili…. İyi ki ömrüme düşürdü Yaradan seni. İyi ki ısındı kalplerimiz… Duam o ki yolumuz cennet ola! (Amin)   -Bir tutam huzur! Ayşenur Kaya Aydoğan Devamı

06 11 2013

Ey Aşk!

Devamı

05 11 2013

Benim Babam

Adam dediğin adam… Atam, babam… Yıkılmaz dağ gibi arkam Adam dediğim tek adam…   Bir duvarı kepçe yıkar, Bir dağa şimşekler çakar, Bir insanı dertler yakar Babam yıkılmaz bir adam…   Mizacına sertlik düşürüp ağlatan, Şakaklarındaki gülücüklerle kahkaha attıran Sarıldığında sıcacık ve sımsıkı saran Adam gibi adam; benim babam   Ekmeğini taştan çıkaran Alın terini damla damla akıtan Acıların şikâyetinden kaçınan Mert adam benim babam   Tek adam Deli kanlı adam… O adam benim babam…   Ayşenur Kaya Aydoğan ... Devamı

05 11 2013

İnsan-ı Deli

Güneş yüzünü, sempatikliğine sığınarak gösterse de, sahte sıcaklığı kandırıyordu insanları. Soğuk, güneşten daha etkiliydi ve günün erken saatlerinde kesiyordu insanın bedenini. Ben üşürken, ısınma umudumun arasında sıkışmışlığımı yaşarken; iş yerimin sakinliğinde durağan günün nasıl biteceğini planlıyordum. Müşteriler birkaç kitabın fiyatını sormaya gelen öğrencilerden ibaretti. Neden sonra, mekânın önündeki gazetelere doğru yaklaşan birini fark ettim. Nihayet sözü düştü dilimden sessizce. ‘Nihayet bir müşteri’ dedim. Gazetelerden birini gözüne kestiren kişi, aldığı gazete sonrasında asık bir surat ifadesiyle içeriye girdi parasını uzattı ve benden para üzerini aldıktan sonra sessizce uzaklaşmıştı kırtasiyeden. Normal gelmişti öncesinde. Olağan şeydi çünkü bu davranışlar. Aradan saatler geçmeden ve ben yine yalnızlık rıhtımımda kendimce söylenirken; biri daha yaklaşmıştı gazetelere doğru. İlçemizin akli dengesi yerinde olmayan deli unvanını alan kişilerden biriydi. Ve ben ilk kez onu bu kadar yakından görüyordum. Haliyle bir korku sardı içimi. Kafasını kırtasiyeden içeriye doğru uzattı ve ‘kolay gelsin’ diyerek tekrar gazetelere yönelmişti. Sonunda hangisini alacağına karar verdi ve içeriye gelip tebessüm ederek ‘Hayırlı işler’ dedi. Esnasında parasını uzattı. Para üzerini bile beklemeden tebessüm dolu yüz ifadesini bozmadan ‘Allah bol müşteri versin’ diyerek çıkıp gitmişti.  Ben bir yanda elimdeki paraya bakıp kalmıştım bir yandan da şaşkınlığımı üzerimden atamıyordum derken adam bu esnada çoktan kaybolmuştu ortalıktan. Çok düşünce sarmıştı o an beynimi. Bir iç muhasebeye daldı... Devamı